‘Biyohacklenmiş’ bedenler ve biyolojik akışkan toplum kurguları

Biyohack

Dr. Nurhak Polat

Optimize etmeye doyamadığımız bedenler çağında yaşıyoruz. Smoothi’den yogaya, sağlıklı beslenmeden vücudu aralıksız gözleyen, sayılara ve görüntülere aktaran dijital saatlere, gen testlerinden Corona virüsüne kadar, kendimiz, bedenimiz, biyolojik ve moleküler yapımıza bakışımız değişti. Yeni teknolojiler ve araçlar beden ve biyolojinin kurgulanmasında ve sınırlarının yeniden belirlenmesinde önemli değişiklikler getirdi. Biyo-hackerlık bunun ekstrem ve (henüz) tartışmalı bir hali. Hacken, İngilizce’den çevirirsek, herhangi bir şeye yeni bir form verme ve eski halinden bağımsızlaştırma anlamına geliyor. Dijital dünyada internet, ağlar ve kodlar. Biyo-hackerlar için Do It Yourself (DIY) biyolojiler ve bedenler.

Biyo hackerlar kimdir?

Biyo-hackerlar evlerinin mahzenlerinde ve garajlarında kurdukları laboratuvarlarda kendi üzerlerinde denemeler yapıyorlar. Deri altı veya vücutlarının çeşitli yerleri ve organlarına çipler, sensorlar, dijital tarayıcılar yerleştiriyorlar. Bazıları CRISPR teknolojisini kullanarak, kendi gen yapılarını ‘kurcalıyorlar’. Moleküler biyolojik yeni bir yöntem bu, genlerin DNA yapısını değiştirebilen gen makası olarak biliniyor. ‘Gen editing’ denen şeyi kolaylaştırıyor.

Başka bir örnek biyolojik anten. Doğuştan renkleri ayırt edemeyen Neil Harbisson kafatasına yaklaşık yirmi yıl önce yerleştirilen, kendisinin geliştirdiği okuma lambasına benzeyen bir anten ile yaşıyor. Bu biyolojik anten sadece renkleri tona dönüştürmüyor, aynı zamanda duyusal algılarını genişletiyor ve artık WiFi üzerinden internete doğrudan bağlantı sağlıyor. Harbisson kendini bir nevi “siborg”, geleceğin ilk insan-makine prototipi olarak tanımlıyor. En bilinen yüzlerinden biri Rich Lee „biyolojik açıdan akışkan bir toplumda yaşamak istiyorum” demekle kalmıyor, bu toplumun şimdiden inşasına çalışıyor. Kendi verili biyolojik bedeninin – siz ona doğuştan gelen de diyebilirsiniz tabi – özelliklerini kırmaya, manipüle etmeye ve yeniden kurmaya çalışarak[1].

Biyo-hackerlık yasal mı?

Bedenleriyle uğraşıları tehlikeli olabilir, ama henüz illegal değil. Yaptıkları farklı deney ve denemeler için araç ve gereçleri kolayca internetten edinebiliyorlar. Dünyanın muhtemelen hiçbir ülkesinde evin kilerinde garajında amatör laboratuvar kurmak ve kendi üzerinde denemeler yapma ile ilgili yasal bir düzenleme yok. İnternet hem araçlara kolay erişim hem de bir global ağ yaratıyor. Bu ağ bir beden alt-kültürü, özgün bir dil, söylem ve pratikler geliştiriyor. Çeşitli etkinliklerle biyohackingi yayıyor. Siborgvari insanlığın ve Lee’nin bahsettiği “akışkan toplum”un bir anahtarı olarak. Biyo-hackerların kamusal yüzü eril. Çoğu erkek. Erkekliğe atfedilen ‘yıkıcı’, ‘yapbozcu’, ‘çocuksu meraklı ruh’ insanlığın tür zinciri içinde ilerlemesine katkı gibi yüceleştiriliyor. Çoğu kendini amatör bilim insanı olarak görüyor, hatta bilimin demokratikleşmesi ve bilimsel bilgi ve gelişimin eşit bir şekilde dağılımı için savaşan ebedi şüpheciler, devrimciler ve isyankârlar. Modern-kapitalist toplumların bilime ve teknolojiye biçtiği rolü ya da çizdiği sınırları tanımıyorlar. Hatta ihlal ediyorlar.

Antropolog Alessandro Delfanti’ye göre ise biyo-hackerlar modern-kapitalist toplumun insan/tür algısı ve onun bilim etosuna karşı önemli bir fenomen[2]. Her ikisini de yeriyorlar. Romantikleştirmeden kaçınarak Delfanti, biyo-hackerları kapitalist toplum ve biliminin normatif, hiyerarşik, paternalist ve uzmanlığı dayatan dışlayıcı ve tekelci yapısını eleştirdikleri; tıpkı bilgisayar hackerları gibi bilgi, veri ve kod tekelciliğine çomak soktukları ve yerine göre daha şeffaf, esnek ve çoğulcu kolektiflerle ikame etmeye çabaladıkları için dikkate almamız gerektiğini söylüyor. 1980’lerin sonunda yükselen HIV/AIDS aktivistleri ACT-UP’a atfedilen saikler ve etos gibi. ACT-UP kapitalist-batı tıbbı ve toplumdaki önem hiyerarşilerine, bilimsel ve bürokratik hantallığa ve ticari kaygılara karşı bir araya gelip, kendi laboratuvarlarını kurmuşlar ve AIDS’le yaşamanın yöntemlerini denemişlerdi. Bir noktaya kadar başarılı da oldular.

Biyo-hackerlar için beden bir oyuncak

Biyo-hackerlık, bedeni teknikle ilerletilecek iyileştirilecek bir deney nesnesi ya da değiştirme hevesi uyandıran bir oyuncağa dönüştürüyor. Manyetik, parlayan, ışıldayan, makineleşmeye ve hatta ölümsüzlüğe heyecanla hazırlanan bedenler. Kimilerine göre koluna dijital saatler takıp 24 saat algılanabilir her tür hareketi gözetleyen ve kayıt eden, estetik masalarından ‘yeniden yaratılmış’ olarak kalkan ve dopinglerle, detokslarla kendi bedeniyle uğraşan neoliberal özneden hiçbir farkları yok. Bazılarına göre kendini optimize etmenin hafif çıldırmış bir versiyonu. Bir gelecek vizyonu. İnsanlığın bedeni, duyusal ve entelektüel sınırlarını genişletme felsefesi postinsanlık ve transinsanlık (post/transhumanism). Ya da bilim kurgu ve apokaliptik filmlerden tanıdığımız, teknolojik hızın ve araştırma hırsının varacağı durdurulamaz çılgınlığın başlangıcı? Sanki Haraway’ın teknofeminist Siborg Manifesto’suna alkış tutuyorlar[3]. Haraway’ı (iyi ki de) huzursuz eden normatif beden tasavvurlarına, katı insan-makine-hayvan sınırlarına, verili doğa/kültür ikiliğine gönderme yapıyorlar. Teknofeminist bir saik ile hareket ettikleri söylenemez tabii ki. Normatif, katı ve esnek olmayan bedensellik kurgusuna itaatsizlik ederken, akışkan ama yıkıcı ve optimizasyona odaklı bir beden politikası da güdüyorlar. Bu biyomühendisliğin kilerlerde ve garajlarda gelişen ‘garip’ bir hali. Ancak, biyoteknolojik ve dijital hız, kapitalist beden politikaları ve gözetim dikkate alındığında ister istemez neye dönüşebilir sorusu geliyor akla

Kaynaklar

1-https://www.bbc.com/news/technology-46442519

2-Alessandro Delfanti (2013) Biohackers. The politics of open science. London: Pluto Press.

3-Haraway (1985) A manifesto for Cyborgs: Science, Technology and Socialist Feminism in the 1980s. Socialist Review.

Tags :
Biyohack
Share This :

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

twelve + twelve =